Yunus Emre KESKİN. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Çeviri Metinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çeviri Metinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni bir çalışma içlerinden bazıları tamamen kör olmak üzere çoklu kişiliklere sahip bir kadının büyüleyici ve kafa karıştırıcı hikayesini anlatıyor. Alman psikologlar Hans Strasburger ve Bruno Waldvogel tarafından yazılan bu makale ''aynı kişide görüş ve körlük: görsel sistemdeki kapılama'' adıyla bilinir.

Bu vakadaki hasta ''B. T.'' 33 yaşında ve genellikle eskiden bilinen adıyla çoklu kişilik bozukluğu (ÇKB) olarak anılan dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) tanısına sahip bir kadın. B.T. başlangıçta 20 yaşında geçirdiği bir kazadan sonra kör olmuştu (ya da görünüşe göre öyleydi) Gözleri ise kazada zarar görmemişti ve bu yüzden de doktorlar onun görüş kaybını beyin hasarına: kortikal körlüğe dayandırmışlardı.


Yıllar sonra, B.T. DKB'si için terapiye girdi. Terapide ''isim, resmi yaş, davranış, ses, vücut dili, yüz ifadeleri'' ve diğer karakteristik özellikler bakımından birbirinden farklı 10 kimlik ya da kişilik bildirdi. Böylesine bir çeşitlilik DKB hastalarında pek yaygın değildi.
Grafik 1

Fakat tedavisinin dördüncü yılında beklenmedik bir şey oldu: görüşünü geri kazandı– ama yalnızca sahip olduğu kimliklerin bazılarında. Diğerleri kör kalırken BT'nin bazı kimlikleri görebiliyordu. Strasburger ve Waldvogel bu durumu "Görüşlü ve kör olan durumlar arasında saniyeler içinde değişim olabilir." diye yazdı.

Şimdi, bu vaka tuhaf bir psikolojik vaka olarak görülebilir, fakat yorumlamak oldukça güç, çünkü tüm vaka B.T.'nin kendi ifadelerine dayanıyor. Örneğin , bir yoruma göre B.T. hastalık numarası yapmış olabilir ve körlüğünü ve muhtemelen diğer ekstra kimliklerini de kendisi kurgulamış olabilirdi.

Ancak Strasburger ve Waldvogel bir olasılık olarak hasta rolü yapmayı elemek için kaydadeğer bazı kanıtlar sunuyorlar, yazarlar B.T. ''kör'' durumdayken, beyninin görsel uyaranlara tepki vermediğini gösterdi. Bunu yapmak için, görsel uyarılmış potansiyelleri (GUP) ölçmekte kullanılan EEG'yi kullandılar. Bir GUP uyaranlara karşı beynin görsel korteksinde üretilen elektriksel bir yanıttır. Ve GUP yokluğu körlüğe işaret eder.

Strasburger ve Waldvogel B.T.'nin beyninin ''görüşlü'' kişilik durumundayken normal GUPlar ürettiğini fakat ''kör'' durumdayken Guplarının tümüyle yok olduğunu gösterdiler. (bkz: Grafik 1)

"Görüşlü" durumda, uyaran sunulduktan 100 milisaniye sonra keskin bir düşüş görülüyor. Fakat aynı uyarıcı "kör" durumdayken saptanabilir herhangi bir tepkiye neden olmuyor.

Bu gerçekten de büyük bir şey.

Yazarlar, çabucak gidip gelmesi nedeniyle BT'nin körlüğünün,"psikojenik" bir kökeni olması gerektiğini söylüyorlar. Körlük ve kusursuz görüş arasındaki bu hızlı değişime neden olabilen bilinen hiçbir biyolojik süreç yok.(BT'nin nasıl da ''saniyeler içinde'' bir durumdan öbürüne geçebildiğini hatırlayın)

Peki ne oluyor olabilir? Strasburger ve Waldvogel cevabın görsel girdiyi geçici olarak engellemek için beyinde bulunan işlemlere dayandığını söylüyorlar.

Sağlıklı bir insandaki duyu nöronlarının geçici olarak baskılanması fenomeni göründüğünden daha yaygındır. İki gözün geçici bir süre birbiriyle zıt olan görüntüleri buna örnek olarak verilebilir, gözlerinizi kısarak ya da diktopik (iki gözün görüş alanı arasındaki açıyı genişleterek) bir açıyla bakmanız, bir gözdeki görüntünün geçici, kısmi veya tam baskılanmasına yol açar.
Yani tüm görme alanı veya bunların bazı bölgelerine uygun hareket eden, gelen bilgilerin modülasyonuna izin veren beyin mekanizmaları mevcuttur.

Bu görüşe göre B.T. yalnızca kör olduğuna inanmakla kalmayıp- gerçekten de kör olmaktadır ( bazı kimliklerinde). Beynine ulaşan görsel bilgiyi engelleyen bazı sinirsel patikalar aktiftir. Onun körlüğü hem ''Psikojenik'' hem de gerçektir.

Daha sade bir açıklama var mı? Bu makaleyi okıduğumda aklımdan geçen ilk şey B.T. gözlerini kapatsa veya öylece uzaklara baksa ne olur sorusuydu fakat Strasburger ve Waldvogel deneyimli GUP testi uzmanının uyaranlara baktığından emin olmak için onu gözlemlediğini söylüyor. Dahası yazarlar B.T. ilk kör olduğundaki Gup testinde, deneğin uyaranlara baktığını doğrulamak için kızıl ötesi göz-takip sistemi kullandıklarına dikkat çekiyor. Ve o deneyde herhangi bir GUP tespit edilememişti.

Yazarlar B.T.'nin bu yolla gözlerini odaktan uzaklaştırmasının teorik olarak mümkün olduğunu ancak bunun eğer tüm görsel girdi bulanık olsaydı gerçekleşebileceğine dikkat çekiyorlar. Bunu yapmanın bir gözlemci için kolay olmadığını ve çok geniş ve çok parlak uyaranların kullanıldığı bir GUP testinde böyle bir şey yapabilmek için çok büyük seviyelerde bulanıklaştırma olması gerektiğini söylüyorlar. Yine de, '''sinirsel kapılama' hipotezine ikna olmadan önce, bu olasılığı elemek için başka testler yapılmasını isterim.

Not: BrainDecoder'da da yayınlanmıştır.

ResearchBlogging.orgStrasburger H, & Waldvogel B (2015). Sight and blindness in the same person: gating in the visual system. PsyCh Journal PMID: 26468893

2015 | Neuroskeptic'ten alınmıştır. 




Neurocase'de sunulan tüyler ürperitici bir vaka kendi yansımasının aynanın arkasında yaşayan başka biri olduğuna inanan bir adam tanımlıyordu.


78 yaşındaki fransız hasta Bay B. Tours hastanesi nöroloji bölümüne yatırılmıştı.

Önceki 10 gün boyunca, Bay B. evinde, banyosundaki aynasının arkasında bulunan ve çarpıcı biçimde kendisiyle aynı fiziksel görünüşü paylaşan bir yabancıyı bildirmişti. Yabancı kendisinin kopyasıydı, aynı boyuttaydı, aynı saçlara , aynı vücut tipine ve özelliklere sahip, aynı elbiseleri giyiyor ve aynı şekilde davranıyordu.

Bay B. Bu yabancıyla konuşmuş ve çok şaşırmıştı çünkü onun hakkında çok şey biliyordu. Hatta Bay B. iki kişilik çatal bıçakla birlikte aynaya yiyecek bile almıştı. Sonunda, aynadaki yabancı saldırgan hale gelmeye başlamış ve Bay B'nin kızı onu hastaneye götürmeye karar vermişti.

…Bay. B. iyi yönlendirilmişti ve ailesinin üyelerini tanıma konusunda mükemmel bir başarı sağlamıştı.

Hastanedeki testler Alzheimer hastalığı olasığına dikkat çekiyordu. Bay B.'ye bir antidepresan ve bir antipsikotik dahil olmak üzere çeşitli ilaçlar yazıldı.

Üç ay sonra, iyileşme tamamlandı. Sanrı kaybolmuştu ve Bay B. yabancının gittiğini açıklamıştı.

Yazarlar, Capucine Diard-Detoeuf ve arkadaşları, bunu "kişinin kendi ayna görüntüsü için Capgras sendromu" vakası olarak tanımlıyor. Capgras sendromu kişinin, gerçekten ona benzeyen ikizlerinin ya da sahte kopyalarının genellikle ,eşinin veya akrabasının, yerini aldığına dair inançtır. Bay B., kendi görüntüsünün aslında kendisinin sahte bir kopyası olduğuna inanıyordu.

Diard-Detoeuf ve arkadaşları, 1989'da kendisiyle aynada uzun uzun konuşmalar yapan ve sağ tempo-parietal atrofisi olan 77 yaşındaki bir kadın hakkındaki rapor da dahil olmak üzere önceki iki vakayı ele aldı.

Ayna Capgras sendromu, hastanın kendi yansımanın bir başka kişi olduğunu düşündüğü bunama semptomlarına neden olabilen ''mirrored-self misidentification'' sendromundan farklıdır.

Bu sendromda, yansıma bir yabancı veya akraba olarak görülebilir. Ancak Bay B. aynadaki adamın tamamıyla kendisi olduğunun farkındaydı–Bir başka deyişle aynadaki yansımasını tanıyamamak gibi bir sorunu yoktu.  Aksine, aynadaki adamı benzer ve farklı yönleri olan bir tür ikizi olarak görüyordu.

ResearchBlogging.orgDiard-Detoeuf, C., Desmidt, T., Mondon, K., & Graux, J. (2015). A case of Capgras syndrome with one’s own reflected image in a mirror Neurocase, 1-2 DOI: 10.1080/13554794.2015.1080847



27 Ağustos 2015  | Neuroskeptic'ten alınmıştır.


52 yaşında bir kadın garip bir sorundan muzdaripti: nereye bakarsa baksın ejderjalar görüyordu.

Çarpıtma

Bu tibbi vaka, aralarında ünlü Oliver Sacks'ın da bulunduğu bir grup araştırmacı tarafından ''Yüz halüsinasyonları ve Prosopometamorphopsia'' adıyla The Lancet'ta sunulmuştur.

2011 yılının Temmuz'unda, hayatı boyunca insanların yüzlerini ejderja yüzlerine benzeten ve buna benzer halüsinasyonları günde defalarca kez deneyimleyen 52 yaşında bir kadın psikatri polikliniğimize başvurdu.

Bir ejderha nasıl görünür? 


Hastaya göre, birisi onlardan birine dönüştüğünde, onların yüzü
siyah, uzayan sivri kulaklar, çıkıntılı bir burun, sürüngenimsi bir cilt ve dev parlak sarı, yeşil, mavi veya kırmızı gözleriyle ejderha benzeri bir hal alıyordu.

Bu halüsinasyonlar kadın yalnızca gerçek yüzlere baktığında değil , her yerde karşısına çıkıyordu.

Duvarlardan kayan, elektrik prizlerinde bilgisayar ekranında veya geceleri karanlıkta görünen ejderjaya benzeyen yüzleri ve yüz desenlerini gün içinde defalarca kez görüyordu.

Bu garip fenomene sebep olan şey neydi ? 


Vakayı sunan yazarlar bu konuda emin olmadıklarını itiraf ediyor. Beyin görüntülemeleri belirgin bir neden ortaya koymuyor:


Nörolojik muayene, kan testleri ve elektroensefalogram (EEG) kayıtları da normal görünüyordu ve MRI taraması beyninde yalnızca birkaç beyaz-madde anomalisine sahip olduğunu göstermişti.

Buna rağmen yazarlar kadının şikayetlerine dayanarak nörolojik temelli spekülasyonlara devam ediyorlardu ancak eğer özgürce konuşabilseydiler bunun bir gizem olduğunu itiraf ederlerdi.

En azından hikayemizin mutlu bir sonu var. Kadın, bunama önleyici bir ilaç olan Rivastigmine'i kullanmış ve ehjerdalar çoğunlukla ortadan kalkmıştı. Daha önceleri halüsinasyonları sosyal ilişkilerini etkilediği için belli bir işi sürdüremeyen kadın, şimdi bunu yapabiliyordu.

Üç yıldır aynı işte kalmayı sürdürmüş ve meslektaşlarıyla olan etkileşimini büyük ölçüde artırmıştı.

ResearchBlogging.orgBlom JD, Sommer IE, Koops S, & Sacks OW (2014). Prosopometamorphopsia and facial hallucinations. Lancet, 384 (9958) PMID: 25435453


5 Aralık 2014 | Neuroseptic'ten alınmıştır.

Yeni araştırmalar insan beyninin benzersiz kılanın ne olduğuna ışık tutuyor.


İnsan beyni eşsizdir: Bizim dikkat çekici bilişsel kapasitemiz tekerleği icat etmemize piramitleri inşa etmemize ve aya ayak basmamıza izin vermiştir. Hatta, bilim adamları bazen insan beyninden ''evrimin taçlanmış başarısı'' olarak söz eder.

Ama tam olarak beynimizi bu kadar özel kılan nedir? Bazı önde gelen argümanlar, beynimizin boyutlarımıza göre beklenenden daha fazla nörona sahip olduğunu ve daha fazla enerji harcadığını ve yüksek bilişten sorumlu olan cerebral cortex'in orantısız bir biçimde geniş olduğunu ve toplam beynin kütlesinin yüzde sekseninden fazlasını oluşturduğunu söylemektedir.

Rio de Janeiro Biyomedikal Bilim Enstitüsü'nde bir nörolog olan Suzana Herculano-Houzel, son zamanlardaki bu köklü inançları, beyinleri eritip homojen bir karşıma veya ''beyin çorbası'' na dönüştürerek çürüttü. O bu tekniği kullanarak beyin boyutuyla ilişkili nöron sayısının diğer primatlarla tutarlı olduğunu ve yüsek bilişten sorumlu olan cerebral cortex'in beyindeki toplam nöronların yalnızca yüzde 20'sini oluşturduğunu bulmuştur, benzer bir orantı diğer memelilerde bulunmuştur. Bu bulguların ışığında, Araştırmacı insan beyninin aslında pişmiş yiyeceğin keşfi sayesinde daha fazla kalori tüketmeye başlamamızla birlikte primat beynini doğrusal olarak geliştirdiğini ileri sürüyor.

Diğer araşatırmacılar bir zamanlar yalnızca insana ait olduğuna inanılan ancak aynı zamanda hayvanlar aleminin diğer üyelerinde de bulunan özellikler bulmuştur. Maymunlar adalet duygusuna sahiptir. Şempanzeler savaşla uğraşmaktadır. Sıçanlar fedakarlık göstermekte ve empati sergilemektedir. Geçen hafta Nature Communications'ta yayınlanan bir çalışmada, nörobilimci Christopher Petkov ve onun Newcastle Üniversitesi'ndeki grubu makaklar ve insanların temel dil yapılarını işlemekten sorumlu beyin bölgelerini paylaştığını buldu. 

Daha önce beynimizin özel olduğunu düşündüren gerekçelerin bazıları çürütülmüş olmasına rağmen, hala farklı olmamızın birkaç yolu vardır. Onlar bunun genlerimize ve çevreye uyum yeteğenimize dayandığını söylüyorlar.  Son zamanlarda yayınlanmış diğer iki çalışma, tartışmaya yeni bir bakış açısı katıyor.

Eşsiz genetik imzalar


Genetik düzeyde, insanlar, diğer hayvanlar ile benzerdir. Biz şempanzeler, bonobolar ve goriller de dahil olmak üzere en yakın akrabalarımızla DNA 'mızın yüzde 90'ından daha fazlasını paylaşırız. Fareler ve insanlar da birçok aynı geni paylaşmaktadır —İşte bu yüzden bilim insanları birçok insan hastalığını incelemek için onları bir model olarak kullanırlar. Bununla birlikte son zamanlardaki çalışmalar hangi genlerde , spesifik proteinleri kodlayan DNA segmentlerinin insanlar ve diğer hayvanlar arasındaki ifadesinin farklı olabileceğini açıklığa kavuşturmaktadır.



Bilim insanlarının şimdi, insan beyni ve diğer türlerinkiler arasındaki incelikli farklılıkları çözebileceğinin nedenlerinden bir tanesi sağlıklı veri toplama tekniklerinin gelişimidir. Örneğin, Allen Beyin Bilimi Enstitüsü'ndeki bilim insanları yetişkin fare ve insan beyin de dahil olmak üzere, çeşitli türlerdeki binlerce genin ifade örütntülerininin ayrıntılı atlaslarını geliştirmektedir. Geçtiğimiz hafta Nature Neuroscience'de yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar, insan populasyonu içinde paylaşılan gen ifadesi örüntüsünü aramak için bu muazzam veri setini kullanmıştır. Bilim insanları, 132 beyin bölgesi boyunca paylaşıldığı görünen 20.000 gen içindeki 32 eşssiz imzayı 6 bireyde tespit etmeyi başarabilmişti. (harita için buraya bakınız) Bu benzersiz genetik kod bizim belirgin insan özelliklerimize yol açanın ne olduğunu açıklamamıza yardımcı olabilir.

Araştırmacılar insanlarla fareleri ile karşılaştırıldığında , nöronlarla ilişkili genler türler arasında iyi korunmuş olmasına rağmen, bunlarla ilişkili glial hücrelerin —çok çeşitli fonksiyonlara sahip sinirsel-olmayan hücreler— korunmadığını buldular. Ayrıca, beyin bozukluklarıyla ilişkilendirilen Alzheimer gibi hastalıklarla örtüşen , glialarla ilgili gen örüntüleri buldular. Bu son gelişmeler, uzun zamandır basitçe beynin destek hücreleri olarak düşünülmüş olan glial hücrelerin aslında hem gelişim sürecinde hem de hastalıklarda büyük bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır. Allen Enstitüsünde bilgisayarlı biyoloji alanında çalışan ve çalışmanın ilk yazarı olan Michael Hawrylycz şöyle diyor: ''bu çalışma beyin hastalıklarında, glial örüntülerin önemini doğruluyor.''

Bu bulguların bir başka önemli sonucu daha olabilir.— Plastisite kapasitesi için: Araştırmacılar glial hücrelerin beynin biçimlenmesinde önemli bir role sahip olduğunu bulmuştur. Allen'da çalışan sinirbilimci ve makalenin diğer yazarı olan Ed Lein şöyle diyor: "Onunla ilgili ilginç bir şeylerden biri [İnsan beyninin eşsizliği] onu geliştirmeyi ve daha plastik (esnek) hale getirmeyi hayal edebilirsiniz—yalnızca varsayıyorum glia, bunu yapabilmenin yollarından biridir.'' "[Fakat] hala bunun insanlara özgü veya primatlar arasında yaygın olup olmadığını görmek için inceleme yapmamız gerekiyor.''

Maymundan İnsana


Plastisite eşsiz bilişsel yeteneklerimize yol açan, beynimizdeki spesifik farklılıkların altında yatan şey olabilir. Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları'nda geçen hafta yayınlanan bir çalışma, insan beyinlerinin en yakın atalarımız olan şempanzelere göre genetik olarak daha az kalıtsal olduğunu, bu yüzden de daha plastik (esnek) olabileceğini ortaya koymuştur.

George Washington Üniversitesi'nde antropolog olan Aida Gómez-Robles ve meslektaşları, genlerin beyin boyutu ve organizasyonu üzerindeki etkilerini 218 insan ve 206 şempanzede karşılaştırdı. Araştırmacılar beyin büyüklüğü her iki türde de son derece kalıtsal olmasına rağmen,— özellikle üst düzey bilişsel fonksiyonları içeren alanlarda cerebral kortex'in organizasyonunun şempanzelere göre genetik olarak çok daha az denetimli olduğunu buldular.  Araştırmacılara göre bu farklılık için olası bir açıklama, doğumda primat kuzenlerimize göre beynimizin daha az gelişmiş olmasından dolayı, çevremiz tarafından şekillendirilebilmeye daha uygun oluşumuzdur.

Ancak bu farklılıkların altında yatan şeyi, tam olarak bulmak için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Gómez-Robles insanların büyük maymunlar ve diğer memelilerle neleri paylaştığı hakkında hala bilmediğimiz çok şey olduğunu söylüyor. Eşsizliğimizin nerede olduğunu anlamak yalnızca, nasıl gezegendeki baskın tür haline geldiğimize ışık tutmayacak aynı zamanda kendimizi daha iyi anlamamıza da yardımcı olacaktır. Insan ve diğer türler arasındaki paralelliklerin neye dayandığını bilmek aynı zamanda bilim insanlarına hastalıklar ve işlevsel bozukluklar için daha etkili terapiler ve tedavilerin geliştirilmesi için yardımcı olabilir.


Diana Kwon | 24 Kasım 2015 | Scientific American'dan alınmıştır.